banner203

ARNAVUTKÖY:

ARNAVUTKÖY: "NERDE BU DEVLET!"
Son dört beş yıldır Arnavutköy  trağinde, özel televizyonların ilk dönemlerinden kalma aynı haykırış duyuluyor: Nerde bu devlet?
Eski Edirne Asfaltı, Arnavutköy'ün tek ana caddesi… İki şeridinden birini park eden park eden arabalar işgal etmiş, trafik tek şeritten ilerliyor. Günün her saatinde hafriyat arabaları vızır vızır. Korna sesleri binaları yerinden zıplatıyor. Ortalık toz duman. Minibüsçüler caddenin tapulu mülk sahibi. İstediği yerde durup kalkıyor. Belediye otobüsleri tıkış tıkış dolu, adım adım ilerliyor. Vatandaş bunalmış, herkes birbirine sövüp sayıyor. 
Arnavutköy'ün trafiğine bir çözüm bulacak, Kaymakamlık, Belediye Yönetimi, Zabıta, Polis ya da Jandarma yok mu?
Gerçekten haklı bir soru: Nerde bu devlet?
Arnavutköy 1987'de iki bin nüfusu zar zor aşıp belde belediyesi kurulabilmiş. O tarihten önce sözlük anlamında gerçekten bir köy... Bugünde kent midir, köy müdür tartışılır…
Arnavutköy trafiği Hindistan'ı aratmıyor...
Arnavutköy'den İstanbul'un en dış noktasına bir buçuk saatte ulaşılabiliyor. Bu noktadan İstanbul içinde gideceğiniz yere ulaşmak için ayrıca İstanbul trafiğinde zaman geçireceksiniz. Arnavutköylü İstanbul'un en uç noktasında yaşayan bir kişiden günde en az üç saat daha fazla zamanını yollarda harcıyor. 
Orman yolundan basıp gelenler, Arnavutköy Devlet Hastanesi tabelasını görünce bir ayrı bir ülkeye geldiklerini anlıyorlar. Trafik tek şeride inmiştir. Adım adım ilerleyeceksin. Trafik lambasının renklerinin bu coğrafyada sürücüler için bir anlamı yoktur ya da başka yerlerdeki anlamından çok farklı anlama gelmektedir. 
Arnavutköylü bir İstanbulludan günde üç saat daha fazla yollarda...
Toplu taşıma araçlarıyla yolculuk etmek cehennem azabı gibi.  Arnavutköy'den İstanbul'a gitmek ya da gelmek için -en iyimser tahminle- en az bir saatlik yolculuk yapmak zorunludur.  Otobüsler tıklım tıklım. Hindistan da olduğu gibi salkım saçak minibüslerden sarkan yolcular... Bu yolculuk çok renkli(!) olduğundan Arnavutköy yolcularının otobüsle değil minibüsle taşınması belediyemizce tercih özellikle edilmiştir. 
Arnavutköy'e yolcu taşıyan, belediye toplu taşıma araçları da İstanbul'un diğer bölgelerinin araçlarından çok daha verimli(!) kullanılır bu topraklarda. Koca otobüste 50-60 kişi değil, 200-300 kişi taşınır. Bölgemize tahsis edilmiş toplu taşıma araçlarının kârlılık oranı yüksektir. Bu yüzden İETT ödül bile vermiştir Arnavutköylülere...
İstanbul'da bir otobüs durağında Arnavutköy otobüslerinin nereden kalktığını sormayın, aramayın... Nerede bir kuyruk varsa vakit geçirmeden hemen kuyruğa kaynak olun, çünkü o belediye otobüsü mutlaka Arnavutköy'e gidecektir. 
Belediye Otobüsleri yetersiz...
Günün her saatinde de öyle zırt pırt otobüs kalkmaz Arnavutköy'den... Belediye otobüsleri de Belediye Başkanı çok anlayışlı(!) olduğundan İstanbul içindeki toplumsal olaylarda görevli polislere tahsis edilir. 
Mecidiyeköy, Yenibosna, Eminönü gibi İstanbul'un merkezi yerlerinden otobüslere binen Arnavutköylüler’de Devlet Hastanesini gelince buyur edilip otobüslerden indirilir. İstanbul'a gitmek isteyenler de sokaklarından çıkıp, beldemizin güzelliklerini gezip gördükten sonra Arnavutköy'ün en uç noktasında vedalaşıp otobüslerine binerler. 
Bu toplu taşım uygulamasının bir örneğini dünyanın hiçbir yerinde göremezsiniz...
Ey Belediye Başkanı sen her gün Arnavutköylünün iki saatini çalıyorsun... 
Arnavutköy'e girip çıkmak için her gün trafikte en az vatandaşın en az iki saatini çalan Belediye Başkanı çözümü bulmuş: Hele bir viyadük açılsın, hızlı tren, metro gelesin o zaman trafik sorunu kökünden çözülecek diyebiliyor. Bu sorunlara neden olan Belediye Başkanı üç dönem yetmemiş gibi bir dört yıl daha isteyebiliyor. 
Sen değil misin Devlet Hastanesini Arnavutköy'ün giriş ve çıkışını sağlayan tek ana yolun üzerine konduran. Arnavutköy'ün İstanbul'la bağlantısını kör bir düğümle tıkayan. 
İstanbul'u ve Arnavutköy'ü aynı yerel yönetim anlayışı yönetiyor. Neredeyse bir çeyrek yüzyıl olmuş göreve geleli... Bir insanın yarı ömrü kadar bir zamandır burayı yönetiyorsunuz. Göreve başladığınız, görevde kaldığınız dönemlerde, kent planlaması diye bir kavram yok muydu da duymadınız… Bu beldenin nüfus artış oranını bilmiyor muydun? İstanbul'da kişi başına düşen özel araç sayısı, bunları karşılayacak yol miktarları oranlarından hiç mi haberiniz olmadı? 
Arnavutköy trafiği kör düğüm olana kadar nerelerdeydiniz...
Belediye başkanının görevi kentinin geleceğini planlamaktır. On yıllık, elli yıllık, yüz yıllık projeksiyonlar yaparak ihtiyaçları belirlemek, geleceği kurgulamaktır. 
Ey belediye yönetimi bırak on yılı, bırak elli yılı sen burnunun ucunu görebiliyor musun?
Senin işin, daha bir yılı bile dolmadan kaldırımları söküp yeni baştan yapmak, köylerden kalan taşınmazları satıp paraya çevirmek, dere yataklarını kapattırıp, bu yerler karşılığında kurulu sanayi tesislerinde pay vermek, kentin göbeğinde yüksek kata dönüştürmek mi? Taşıma diye hukuk dışı bir yolla yandaşını zengin etmek mi?
Arnavutköy'ün geleceği karartılıyor...
Önce insanları yığın yığın, üst üste yerleştirip, trafik sorunu yaratıyoruz, sonra yol, kanalizasyon gibi altyapı getirmeye çalışıyoruz. Okul yetmediği için kimi çocukları sabahın karanlığında okula çağırıyor, kimi çocukları da yatsı ezanında okuldan evine gönderiyoruz. Sonra da neden eğitim yetersiz diyoruz. 
Bunları, insanları kentlere yerleştirmeden önce düşünemez miyiz? Belediyelerin görevi bu değil mi? 
Bu sorunları yaratanlar, bu sorunları çözebilir mi? Sorunları yaratanları ve çözemeyenleri bir daha, bir daha seçmek, bilgisizliği, öngörüsüzlüğü, yetersizliği ödüllendirmek değil mi?
Olumsuzu ödüllendirmek kendimize ve çocuklarımıza karşı yapılmış bir kötülük değil mi? Adaletsizlik değil mi?
İstanbul ayağındaki prangayı kırmalıdır...
"Arnavutköy: İstanbul'un yarını.". Ne güzel bir slogan. Arnavutköy Belediyesi uydurmuş. 
Çeyrek yüzyıla yakın bir süredir İstanbul'u yöneten ve tek görevleri kentin kamuya ait boş arsalarını eşine dostuna, yandaşına peş keş çekmek olan, aklını yalnızca toprak rantı ve yüksek bina inşaatıyla bozan bir yerel yönetim anlayışıyla İstanbul'un yarınları aydınlık olabilir mi?  
İstanbul'daki anlayışın en olumsuz örneği olan, Arnavutköy'deki yerel yönetime İstanbul'un yarını emanet edilebilir mi? 
Arnavutköy, ekonomik, eğitim ve sosyal gelişmişlik sıralamasında İstanbul'un alt basamağında. Bu siyasal çizginin yerel yönetim anlayışıyla bu beldenin makus talihini kırabilir, kötü kaderini değiştirilebilir miyiz? 
Arnavutköy'ü yöneten bu yerel yönetim anlayışı İstanbul'un aydınlık yarınına ulaşma yolunda ancak bir prangadır.  Çeyrek yüzyıllık olumsuz deneyim bunun böyle olduğunu ve olacağını gösteriyor. 
İstanbul yarını için önce ayağımızdaki prangaları kırmak gerekiyor...
YORUM EKLE